15 Kasım 2010 Pazartesi

Bayramlık Sevinçler

Çocukluğumun bayram arefelerini hatırlayıp gönlümü gezindirdim de o günlerde; babaannemin ve halamın tüm gün boyu baklava açmaları geldi önce gözümün önüne… Tertemiz, bembeyaz çarşafları oturma odasındaki divanlara örterler, odanın ortasında yere babaannemin geyikli sofra örtüsü serilir ve üzerine sofrası  konulurdu. Öyle yakışırdı ki onun başına dizlerinin üzerine o örtüyü alıp oturması ve o usta elleriyle önce un serptiği  yufkaları açışı. Oklavaya doladığı yufkayı ileri doğru iterdi birden ve hafif bir ses çıkardı yayılırken sofranın dairesine... Büyülenirdim ben de... İncecik açılan yufkaları bırakırdı çarşafların üzerine…

Babaannemin ellerini hatırlıyorum... Çok sevdiğim herkesin ellerini hafızama kazırım her nedense... Sevdiğim biriyseniz biliniz ki elleriniz hafızamda kayıtlıdır silinmemek üzere... Eller kişiyi öyle bir eleverir ki; şarkının dediği gibi gözler değil de eller kalbin aynasıdır bana göre ... 

İşte bu yufka açma işinde  babaannemin ve halamın o güzelim ellerine su dökülemezdi... Cevizleri annem döverdi; karşı komşumuz Ganime Teyze'mizden alınan çocukluğumun büyülü nesneleri arasında olan ağır ve büyük pirinçten  havanda. O vakitler havanda su asla dövülmezdi. Sohbet zamanlarında annem içinde türlü türlü "kıssadan hisse" hikayelerinin olduğu kalın kitapları okurdu yüksek sesle; babaannem ve muhtemelen yatıya gelmiş olan ahretliklerinden biri için. Benim için paha biçilmezdi  akşam yemeği sonrası çay fasıllarını takip eden bu paylaşımları beklemenin tadı...

Sonra yemek sonrası geç vakit fırın yakılır sini sini baklavalar pişirilirken, evde şerbetler hazırlanırdı… Hem bu törensel atmosfer hem de son on gün boyunca halamın ve annemin terziliklerinin inceliklerini inanılmaz bir iş bölümüyle karşılıklı konuşturup biz üç kızkardeş ve halamın kızı olmak üzere dört küçük kız çocuğuna giysi dikme etkinliği süresince de bayrama yaklaşma heyecanını yaşardık. Kalan kumaş parçalarını "bu bir işinize yarar mı?" diye sorup ele geçirdikten sonra onlardan oyuncak bebeklerimize elbiseler dikme maceralarına çıkmak da bu şenlikli günlerin cabasıydı... Benim de "yaratma cesareti"min nüvesiydi belki de...

Bayramların birinde arefe gecesi simli süslemeli “bayramlık” elbisemi yıkayan annem bayram sabahı erkenden ütülemek için aldığında, simli iplerin beyaz kumaşı boyadığını görmüş ve bayram sabahı babam beni elimden tutup yeni bir giysi almaya götürmüştü. Olmazsa olmazdı yeni bir giysi giymek bayramlarda. Bu benim için iki sebepten unutulmazdı; birincisi babamla bire bir paylaşımımız olmuştu, o aslında çok sevdiğim kalabalığın içinde yine de ihtiyaç duyduğum bir haldi bu demek ki... İkincisi kızkardeşlerimin  versiyonu olan kıyafetimin yerine, çok daha afili, biraz daha ablavari ve de şimdi bile üzerimde nasıl durduğunu gayet iyi hatırladığım bir giysimin olmasıydı… Beşinci sınıfa geçmiştim… Büyümüştüm artık...


Sevgili  kuzenlerimin "Paşabahçe" ziyaretleri, bir de Yeşim’le Metin’in "Kanarya"ya gidişleri bayramlarda en sevdiklerimi en azından bayramın bir günü benden uzaklaştıran kara liste semtlerine gidişlerdi benim için. Şimdi onları ne kadar az görüyor olduğuma bakınca böyle hissetmek de sezgisel bir biraradalık depolama arzusu mu olmalı diyorum kendi kendime?... Sevdiklerim hep ama hep yanımda olsun duygusu o vakitlerden beri sarmalamaktan vazgeçmez mi beni bir türlü?... Sevdiğim herkes ama herkes yanıbaşımda olsun...

Makbule Halam'ın baklavalarının, Ganime Teyze'nin dilber dudağı tatlısının, babaannemin içi tereyağlı çöreklerinin tadını unutsak da bir gün o tatlarla özdeşleşen anları, anıları yaşamanın bize hissettirdiği duyguları asla unutamayız...

Çocuklarımıza büyük aileyi biraraya toplamanın kıymetini yaşatarak öğreten annemle babama yüreğimden kopup gelen tüm sevgi sözcüklerini sıralasam da yetmez bilirim... Allah sizi başımızdan eksik etmesin... Bizler sizin sayenizde bayramları tadıyla yaşayan harika çocuklardık, çocuklarız halâ daha…

Ve yine içimde bir heves, bir heyecanla düşlüyorum yarını; babamın her zamanki koltuğuna oturmuş halde bizi bekleyen kravatını eksik etmemiş şıklığını,  annemin o şahane yemekleriyle donatacağı bayram sofrasının  bilmem kaç sefer kurulup kurulup kaldırılmasını ve bayram tatlısını yapma işini bir süredir "eline" almış Nurgül'ümün "kalburabastı"sını!...

2 yorum:

  1. Dostlukların, menfaat oldugu bir hayatı yaşarken, İhtiyacımız varmış BAYRAMLIK SEVİNÇLER e .

    Bir nefeste okudum ,
    sıkça girdigim zaman tünelinde kendimi 80 li yıllarda buldum .
    Her cümlenin sonunda anladımki ,özlemler o yıllara.
    Açma baklavalar bile dönüşmüş kalburabastılara.

    Emegine saglık, yine çok güzel bir gerçek hikaye okuduk.

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Teşekkür ederim; aynı yıllardan aynı unutulmaz tatları hafızamızdan silemediğimizden bayramlık sevinçlere ihtiyaç duyuyoruz hep birlikte...
      Sevgi ile...

      Sil