Bir de akşam üstleri vardır içten içe ruhumu acıtan.
Sonbaharların akşam üstü vakitleri,
bilhassa Ekim'in.
Evlerin serinlemeye başladığı zamanlardan biriydi yine,
orada öylece duruyordum.
Koltuğun hemen arkasında, ayakta.
Koridordan sızan ışıkta eşyaların gölgeleri vuruyordu duvarlara, birbirlerine;
güneşin yüzünü başka yöne çevirmesiyle loş bir hal almış oda.
Bir art niyeti yoktu elbette; yasası böyle.
Ama ruhun yasası yoktu işte; kırılabiliyordu gün batıyor diye...
Ev tertemiz.
Fazla temiz.
Hani neredeyse kalmış olan son yaşanmışlık izlerini de yok etmek, kazımak ister gibi temiz.
Bu temizlik de ruhumu incitiyor.
Halılar pırıl pırıl.
Yeni silinmiş halı kokusunu bilir misin?
Ben bilirim.
Ve o gün bugündür tertemiz, güzel kokan halı sevmem.
Hatta evde külliyen halı sevmem.
Bastığım zemini hissetmeyi seçerim;
üzerine serilmiş
renkli, desenli, yumuşak, elde dokunmuş, dokunmamış
her hangi bir şey olmasın;
olmasın ki nereye bastığımı bileyim.
olmasın ki nereye bastığımı bileyim.
Bileyim ki sonra ayağımın altından çekildiğinde serilmiş ne varsa
düşmeyeyim.
Bilirim;
illâ çekilir.
illâ çekilir.
Hiç yorum yok:
Yorum Gönder