1 Eylül 2010 Çarşamba

Meselâ


Şimdi şu bahçe, şu toprak, börtü böcek, biçime dönüşen kil  yani elimin erdiği her yer, sonbaharın sabah serini, ilk yağmuru, gökyüzü ve güzelim eylülü yani gözümün değdiği şu mevsimsel döngüler nasıl tamamlansa? Yani diyorum ki; her neredeyse, her kimse gelse ve her şey bambaşka bir anlama bürünse!...

Dostluğuyla içimdeki ışığı yaksa da; huzurun tılsımını salsa  odalarıma meselâ. Zamanına dönüşmüş yaprağın turuncusu misali gözlerinde hâlâ  kırılmamış sevinçler taşısa. Çocukça istekler uyandırabilse  içimde, karnımda salıncaklar uçuştursa.  Elinde rüzgâr gülleriyle gelse meselâ! Onları kucağıma bırakıverse. Ben de  öylece kalsam,  yerimden kıpırdayasım olmasa...


Tüm kitapları okumak hevesiyle dolsam. Üzerimde battaniye, ayağımda kalın çoraplarla meselâ; koltuğun bir ucunda  dalsam sayfalara. Bundan hiç sıkılmasa. Sevdiğim satırları mavi kalemle çizmeme, en sevdiğim paragrafların yanına yıldızlar çiziktirmeme aldırmadan kitaplarını  bana uzatsa. Küçük küçük kağıtlarda oraya buraya bıraktığım yazılarla, çizimlerle barışık yaşasa. Elinde parlak uçurtmalarla gelse meselâ! Onları kucağıma bırakıverse. Ben de öylece kalsam, yerimden kıpırdayasım olmasa...


Mutfakta yeni tatlar keşfettirse sonra, renkli sebzelerle, sırlı baharatlarla tanıştırsa. O güne dek hiç yapılmamış yemekleri yapsam; "Tita"nın "Pedro"*su gibi gözlerinde ışıltıyla tatsa. Kalp şeklinde pastalar, kurabiyeler yapasım olsa. Ailemin fotoğraflarını  buzdolabının üstüne iliştirmeme şefkatle baksa. Elinde uçan balonlarla gelse meselâ! Onları kucağıma bırakıverse. Ben de öylece kalsam, yerimden kıpırdayasım olmasa...


Yolda  yürüyorken ayağına takılmış küçük siyah bir taş ya da ağaçtan tam o anda düşmüş halâ yeşil bir  yaprak veya gazeteden  yırttığı pembe bir köşe yazısı cebinde, radyodan kulağına çalınmış bir melodi dilinde; bir heyecanla  gelse kapıma. İflâh olmaz bir romantik olduğundan değil, aklında beni tuttuğundan yapsa bunları. Kırk yılı kalmış olsa da hayatın, bir fincan kahvenin hatırını içinden saysa. Elinde güz çiçekleriyle gelse meselâ! Onları kucağıma bırakıverse. Ben de öylece kalsam, yerimden kıpırdayasım olmasa...

Her şey kendiliğinden böyle olsa. Her şey sanki hep böyleymiş gibi olsa... Yani "iyi ki geldin!" diyebilsem inançla. "Hoş geldin" diyebilsem kıvançla. Ne iyi etse de gelse meselâ! Kalbini kalbime bırakıverse. Ben de öylece kalsam, yerimden kıpırdayasım olmasa...








*ACI ÇİKOLATA Laura Esquivel

8 yorum:

  1. "Bekliyorum Öyle Bir Havada Gel Ki Vazgeçmek Mümkün Olmasın!!!" diyordu Orhan Veli sevdiğine...Ben de diyorum ki insan yürekten sevdiyse vazgeçemez sevdiğinden....

    YanıtlaSil
  2. Ne olursa olsun vazgeçmeyenlere selâm olsun! :)

    YanıtlaSil
  3. Bir okudum içine dalmışım, şimdi yerimden kıpırdayasım yok :) hep böyle geçse baharlar ve hayat hep bahar olsa...

    YanıtlaSil
  4. Ne kadar güzel bir anlatım; aldı götürdü beni benden. Hayallere kapıldım gittim senin sözcüklerinin kılavuzluğunda...
    "Hayal et gerçekleşsin" der benim sevdiceğim. Sende hayalin sınırı olmadığına göre, oluşturduğun harika gerçekler seni bekliyor derim ben de sana. Yüreğine sağlık dostum, yolun açık olsun!

    YanıtlaSil
  5. Geldikten sonra artik orda olmasam, ama hic kipirdamasam kendiligimden. Beni altin kafese koysa da vatanim diye bagirasim olmasa.

    YanıtlaSil
  6. Gülüm Hürelim, içinde sade iyi ve güzelin barındığı düşlerinin peşinden giderek onu gerçek yapanların cesaretlerini aldıkları yüreklerine sağlık!Sen dahil...

    YanıtlaSil
  7. Nurhayat uçuyor :D

    YanıtlaSil
  8. ne güzelmiş feelozof'un yorumu... :))

    YanıtlaSil