13 Şubat 2011 Pazar

Bir kış akşamı çağrışımı...



Kil torbasını alayım diye bahçeye çıktım ve kaldım öyle bir kaç dakika
       havanın kokusunu duyunca;
tozla karışık soğuk, rüzgârla karışık boğuk.
Hani sebebini bilmediğin bir tuhaf his; pazartesi sendromunu taşıyan pazar akşamına; hani ertesi gün okul, hani ödevler bitmiş ama ha birazdan ha şimdi yaparım dediğin bir miktar kalmış son dakikaya; hepi topu da bir sayfa büyümüş de büyümüş gözünde... Uykun  da gelmiş; cuma akşamı önünde upuzun cumartesi pazar varken,şu iki gün ne de hızla geçivermiş. İşte tam böyle havanın kokusu...

Çocukken kışları ansızın habersiz gelen misafirler için Nuray'la en yakındaki manava giderdik meyve almaya.
O zamanlar ansızın habersiz misafirler gelirdi, sevinirdik.
Bu koku beni Paşa'nın sokaklarına götürdü, yürüyen iki kızçocuğu bir telâşla.
Sebebi misafire ikrâma geç kalmayalım; yoksa akşam karanlığı tamam ama korku filan yoktu o vakitler, "mahallemizin kızı" korumacılığı vardı.

Çayımı aldım elime; Nurgül'üm elmalı turta yapıp göndermiş
hastayım diye.
Bir tat daha işte değişmeyen o günlerden!...

Ah sen ne güzelsindir çağrışımlarla uzanıverdiğim çocukluğum!...





Hiç yorum yok:

Yorum Gönder