12 Ocak 2012 Perşembe

Ayna Ayna Söyle Bana!

"Kafa yoran insanlar için, en yalın haliyle bedenin hareketleri, tıpkı düşünce gibi çözülmesi zor gizleri saklar." D.A.F de Sade 


Aynaya bakmalıyım;
İçimden kendime bakmaktan daha başka bir şey, aynadaki aksime bakmak. Ötekini tanımak için anlayabilmek için dışına yani görüntüsüne bakmak yetmez ya hani, kalbinden geçeni, ruhunu, zihnini okumak ister insan....
Bilinmezlikle karşı karşıya kalır zaman zaman, en çok tanıdıklarında bile. Yüzü, elleri hatta ayakları, gözleri çözmeyi istediğimiz bir bilmecenin ipuçları gibi durur karşımızda. Hep bir şeyler yakalamak için bir detay arar dururuz. Duygulanımlarındaki jestleri inceleriz. Bir fikre varırız ya da varamayız ama“söylenilenlerden çok, sesin tonunu dinlemek” gerektir ya hani; dolayısıyla saçın duruşu, gözün pırıltısı, kaşın kalkışı, elin uzatılışı, ayağın kıpırdanışı bakmayı becerebildiğimizde neler neler söyler… Kendine dairi bilmek de kendini okumaya yetmiyor bana göre. Bakmak, gözünün, bedeninin dilini okumak; yansımalarının ışığını ya da gölgede kalan yanlarını görmek gerek...

 
Aynaya bakıyorum;
Özgürlüğümün bedeli gözümün kenar çizgilerinde, kendi hayatıma sahip olmanın ışıltısı gözümün bebeğinde… Az biraz yorgun bakıyor gözlerim çok çalışıyorum ve bitirmem gereken işler var çokça…
Sadece elbise giydiğimde, makyajımı yaparken değil, kendimi tanımak, anlamak için "bedenim nasıl duruyor ruhumda?" onu okumak için bakıyorum aynaya. Sorular soruyorum aynadakine. Konuşturuyorum onu eni konu. Nasıl bir ifade var yüzünde? Sorduğum soruya göre nasıl değişti ışığı?...  Ötekinde aradığım "ruhu nasıl duruyor bedeninde?" sorusunun cevabına gidişin kendime yönelttiğim versiyonu... 
"Çıldırdım mı?" diye hiç geçirmedim aklımdan; belki bildikleri üzerine yaşayan birileri görse böyle bir yargıya varabilir. Ama fena halde aklı başında biriyim... 
Kendi dehlizlerime yolculuğumda; eserini inceleyen bir sanatçı misalî kendime baktığımda, gördüğüm ne varsa daha "güzel" hale nasıl getirebilirim demeye yarıyor bu bakış. Bir eğretileme olarak kullandım güzellik kavramını. Temsil ettiği estetik bağlam değil; bütünsellik... Devinen, dönüşen, değişen, yaşayan bir eser ve kendi kendini oluşturma konforuna ve tüm aksesuarları kullanabilme yeteneğine de sahip ve dahi düşünebilen… Mucizenin ta kendisi!...

Aynaya baktım;
İşte şu aynadaki görüntü; yansıma evet, asla yanılsama değil. Sadece belli bir yerde değil, her yerde sergilenen ve hayat devam ettikçe o da devam edecek olan bir eser. Bitişine benim karar vermediğim ancak bana ayrılan sürede en iyisini yapabilmek için çabalayabileceğim bir eser. Ve beğenseniz de beğenmeseniz de bu benim en gerçek eserim.
Ocak 2012

4 yorum:

  1. Canım benim... :) Teşekkür ederim. <3

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. kimse yalnız değil bu hayatta.yalnız başımıza düştüğümüzü düşünüyor,yalnız başımıza ayakta durduğumuzu düşünüyoruz.görebilse insan yanında hangi "şey"lerle yürüyor.ensenin üzerinden bir kuş uçar da soğuk rüzgarı kanatlarına alıverir,üşütmezsin böylece,farkında değildir insan.ilkokulda başını okşayan bir hademenin eli neler söylemiştir çocuğun zihnine,çocuk büyür,söz eskimez,yorulmaz,yürür insanın yanında,farkında değildir insan.bir kader-kısmet folyosu aşındırıp altında gofret bulduysan,tadı gelir seninle,tatlı tatlı düşündürür yürürken kaderi de kısmeti de,büyüklerin dünyasında kader-kısmet kutusunu başkaları tutar,aşınan kalplerimizin altından yalnızlık çıkar,acı acı düşündürür yürürken kaderi de kısmeti de,hepsi kedi gibi,kuş gibi dolanır yanıbaşımızda.ama biz göremeyiz çünkü yalnızlık kadar silik,yok kadar görünürdür onlar.ama oradadırlar.hep orada.

      ve sen...

      asla yalnız yürümeyeceksin.yalnızlığıyla bile seni yalnız bırakmayacak insanlar,eserini bitirmeni değil işleyen elleri seyreylemek için her daim yanında yürüyecekler.

      Sil
  2. teşekkür ederim bu güzel yorum için...

    YanıtlaSil