30 Ocak 2012 Pazartesi

Bozacının Şahidi

Bozacının şahidi şıracı olmuyor her zaman. Ya da bir bakmışsın sen şıracı olmuşsun farkına bile varamadan. Yine çocukluğuma dair bir anıyla çıkıyorum yola; yolun sonuna doğru büyüyorum çokca...

Paşa'daki evdeyiz. Kış akşamı. Bozacılar geçiyor... Babaannem, babam, annem, halam ve evimizden eksik olmayan başka eş dost da var. Sesleniliyor bozacıya; leblebisiyle kış akşamına yakışır lezzetiyle çocuklara da eğlence çıkıyor.

 

Paşa'dan ayrılınca başka evlerde, biraz daha büyüdüğümde akşamın kendini  geceye  bırakayazdığı vakitler; soğuğun sessizliğini bozan bozacının sesini duyduğumda arada sırada, kalabalık evimizin tadını getirirdi kalbime.

Bu akşam geç vakit eve doğru yürürken o sesi duydum yine. Çok zaman olmuştu duymayalı, varlığını unutmuştum bile. Ne Paşa, ne çocukluğum, ne neşe saçan sanki Vefa tadı...

"Ne kadar para kazanıyor elindeki kabın içindekiyle? Çoluğu çocuğu vardır, evi sıcak mıdır? Bu akşam boza alan olacak mıdır? Hep aynı biçimde mi bağıracaktır; ilk hecesi uzun ikincisi kısacık:boooza!"

Tıpkı hayat gibi; çocukluğun upuzun sevinçlerle geçer, sonrası göz açıp kapayıncaya dek geçer...

Bozacıya   şahitlik   ettim   bu   akşam   ve
çocukluğumun ne çok gerilerde kaldığını boza kıvamında hissettim...

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder