8 Ağustos 2014 Cuma

CANIMIN İÇİ KARDEŞİM için...





Sayısınca dünyalar kadar sevdayı
 evlat sevgisi gibi kalbinde taşımak; 
kardeş sahibi olmak... 
Her birinin küçücük hallerine dair görüntüleri, 
büyürken yaşanılan güzelim hatıraları 
belleğinin en nadide köşesinde taşımak; abla olmak... 
Büyümek onlarla sonra, artmak, çoğalmak.
Hiç unutulmayacak çocuk söylemelerinin lezzetini 
anda olduğu gibi neşeyle anımsamak.
Adının en keyifli ve yaratıcı versiyonlarını duymak.

Çok çocuklu bir annenin kalbinin içinde sayılarınca kalp taşıyışı gibi 
sevgini yaşamak, hissetmek, sunmak. 
Kız kardeşlerinin varlığının o büyülü eşsizliğini; 
yaşadığın acıdan mutluluğa ne varsa iki uçta ve bu skalada paylaşıp, 
yüreklerinde sakinlemek ya da coşmak... 
Ve hep güvenle bilmek; 
seni senden çok düşündüklerini; 
hep şefkatle hissetmek; 
kendinden daha çok onların derdini, sevincini... 
Erkek kardeşlerinin hem hiç büyümeyen, sokakta top oynayıp acıkıp eve koşan yaramazlarmış gibi kalmaları gözünde, 
hem de hayat yorduğunda güvenli limanların oldukları duygusunu 
aynı anda taşımak içinde... 
Ve hep güvenle bilmek; 
seni senden çok düşündüklerini; 
hep şefkatle hissetmek; 
kendinden daha çok onların derdini, sevincini...

Her birinin doğum günü, 
kendi doğduğun günmüş gibi olmak mesela kardeş sahibi olmak. 
Ve bugün yine o güzelim günlerden bir gün... 
Bir tanesinin,
tıpkı ilk çocuk sahibi olmak gibi olanının, 
Ağustos'un 9'unu doğmakla anlamlı kılanın... 

İlk kardeş sahibi olmak da şöyle bir şey gibi:
Onunla hayatı karşılamak gibi... 
Mesela bebekken emziği düştüğünde sen de minik olsan da telaşlanmak gibi... Ağladığında ne yapacağını bilememek, 
güldüğünde içinde güller açmak gibi... 
Birlikte büyümek, birlikte öğrenmek gibi... 
Harfleri birbirine katmayı, 
heceleri birbirine çatmayı, 
ilk okumayı, ilk yazmayı, ilk arkadaş edinmeyi, sevdiğinin sevdiğini sevmeyi, 
ilk aşklara yelken açmayı, 
birlikte ilk gençlik sancıları taşımayı, 
bir örnek giyinmenin eğlencesini, bir söyleyip bin gülmeyi... 
daha neleri neleri yaşamak gibi... 
ve yuvadan uçuşunu da görmek mutluluk gözyaşlarıyla, 
bir kardeş daha gelmesi böylece aileye eş durumuyla... 
Yeğen sahibi olmak sonra, 
yeni ve eşsiz sevdalar katmak sayesinde hayatına yine evlat sevgisine denk...

İlk gözağrım, 
ilk bebeğim, 
ilk kardeşim, 
ilk dostum, 
sırdaşım, arkadaşım, 
hayatımın vazgeçilmez sevdası, 
güzeller güzelim, 
kalbinde taşıdığı her sevginin hakkını verenim, 
kocaman yürekli kızım, 
kendimi bildim bileli yanımda olanım, 
kendimi bildim bileli bildiğim, 
şu hayatta farkında olarak ilk sevdiğim, 
yoldaşım, ay ışığım!...  
Ben seni nasıl anlatayım bir bilsem Nuray’ım…
”Seni anlatabilmek seni, İyi çocuklara...” diyor ya şair 
”Seni bağırabilmek seni, Dipsiz kuyulara, Akan yıldıza…" 
İşte böyle bir şeydir benim sana sevdam da… 
Nerden başlasam nasıl anlatsam ki seni; 
peaceli kolyelerini mi, sırt çantalarını mı, patenlerini mi, gitarını mı 
seksenli yıllarda olağan olmayan bu denli? 
Kafana göre takılışlarını mı, 
radyo programlarını mı, engin müzik kültürünü mü, 
kural tanımaz özgürlükçü tavrını mı? 
Hem abla olmanın zorluklarını yaşayıp, 
hem de hayranlık duyduğum hallerini mi ilk gençliğimizde? 
Sonra aşkı bulmakta ve korumakta ustalığını mı, 
anneliğini mi; aklınla kalbinle ruhunla bilginle yaşayıp yaşattığın
o güzelim kalbini mi içinde derin sevgiler yeşerttiğin, 
dostlarının gönlünde çiçekler açtırdığın...

Onları sonra anlatırım zira 9 Ağustos oldu bile ilk çocuğum, bal kızım.
Kutlu olsun yeni yaşın!
Hayatının üç erkeğiyle, sevdiğin herkesle 
sağlıkla, huzurla, mutla ve aşkla dolu nice nice senelerin olsun Nuray'ım...

Arda Paşa’mın hayatımıza kattığı o şahane deyimiyle; 
Seni o kadar çok seviyorum ki söyleyemem!...


Bu yazım kardeşim Nuray Uçar Hoşlar'a hediyemdir...








Hiç yorum yok:

Yorum Gönder