Çok uzun zaman aldı fark edişim insana dair gerçekleri.
İnsandan umut kesişim yıllarıma mal oldu;
ne de inatçıymışım, bilmezdim böyle de bir yanımın olduğunu.
Sanırdım ki iyi insan olmak cepte.
İnsan zaten iyidir.
Yani insansan iyisindir değil mi?...
Aydım aymasına da hâlâ daha içselleştirebilmiş değilim.
Ne yana baksam
bencillik,
merhametsizlik,
kendini kayırma,
kendine yontma,
vefasızlık,
sadakatsizlik,
işine geldiği gibi olma,
karşındakinin kalbinden bir nebze olsun kendine bakmama,
baksa da görememe,
görse de görmezden gelme ve yine kendini kayırma...
Ne menem bi' şey şu insan,
inanamıyorum.
Hep böyle miydi acaba?..
Belki de tam böyle değildi;
böyle başlamadı zamanın başında her şey;
gece ile gündüz gibi,
ay ile güneş gibi,
karanlık ile ışık gibi,
bildiğimiz tüm karşıtlıklar gibi dengedeydi her şey.
Ve denge bozuldu;
ibre kötülükten yana oldu;
insan bunu nasıl yaptı kendi soyuna?
Büyük tuzağa düşürdü kendini en çok kendini düşünerek.
Ne yana dönsem şu "ben" duygusu.
Aynalar yetersiz,
anlatmalar zavallı...
İyilik o pırıltılı güzelim elbisesiyle sinmiş bir köşede duruyor çaresiz... Bağırasım var,
sarsasım var,
uyanın diyesim var şu karanlık uykulardan...
"Yaşamak Sevmek ve Öğrenmek"i 17 yaşımda okumuştum.
"Severek yaşamak hayattaki en büyük meydan okumadır."
diyordu Leo Buscaglia...
"Birbirimizi Sevebilmek"i ise altını çize çize bitirmiştim yine aynı yaşlarda... İntihar etmesini ironik bulmuştum bu kitapların yazarının
ve biraz da
kırgınlık, kızgınlık ve aldatılmışlık hissettirmişti
itiraf etmem gerekirse.
Şimdi daha doğru okuyorum meseleyi,
her şey oturuyor yerli yerine.
Başka da cümle kurasım yok galiba.
Yeterince naif cümleler kurmuşum yine.
Böyle işte..
Meydan okumalardan vazgeçebilememeyi diliyorum kendime.

Hiç yorum yok:
Yorum Gönder