Çocukken
bir şeye üzüldüğümde,
içerlediğimde,
canım yandığında,
düştüğümde,
ağlamaya başlardım her çocuk gibi ben de.
Böyle zamanlarda
divanında
elinde tesbihi ile oturan babaannemin yanına koşardım.
Onun o güçlü,
yumuşak
ve şefkatli gövdesiyle
beni sarmalamasına bırakırdım üzüntümü;
o
bembeyaz mis gibi kokan tülbentine kapatırdım yüzümü.
İçini çeke çeke
ağlayan küçük varlığımın sarsıntılarına
iki sözcükle dokunurdu.
Dünyanın en kısa ve fakat en etkili cümlesini
kurup, tekrarlardı:
" Ses kes... ses kes..."...
ve devam ederdi benim her
iç çekişime karşılık bir
"ses kes"e...
O nasıl mucizevi cümleydi
Allahım...
"burdayım"ı,
"seni duyuyorum"u,
"ağladığını görüyorum"u
"sen
güçlü bir kızsın"ı barındırırdı içinde...
Bana öyle gelmezdi.
Öyleydi.
O kısacık cümle tüm bunları söylemeseydi
ve onun sesinin
tonunda gizlenmeseydi;
şifa olur muydu kederime sihirliymişcesine.
Bu akşam...
Babaannemi çok özledim.
Kuvvetli,
dik duran ve fakat
yumuşak, sevgi dolu varlığını.
Dilinden eksik etmediği dualarını.
O
tertemiz cennet kokan tülbentini
kınalı uzun ve iki örgü yaptığı
saçlarının üzerine atıverişini.
Okyanus mavisi sevecen bakan
gözlerini.
Ve sesini en çok...
Çok özledim...
Bu akşam bana bir "ses
kes..."desin istedim.
Hiç yorum yok:
Yorum Gönder