28 Kasım 2013 Perşembe

"Ses kes..."







Çocukken 
 bir şeye üzüldüğümde, 
içerlediğimde, 
canım yandığında, 
düştüğümde, 
ağlamaya başlardım her çocuk gibi ben de.
Böyle zamanlarda 
divanında elinde tesbihi ile oturan babaannemin yanına koşardım. 
Onun o güçlü, 
 yumuşak 
ve şefkatli gövdesiyle 
beni sarmalamasına bırakırdım üzüntümü;
 o bembeyaz mis gibi kokan tülbentine kapatırdım yüzümü.

İçini çeke çeke ağlayan küçük varlığımın sarsıntılarına 
iki sözcükle dokunurdu. 
Dünyanın en kısa ve fakat en etkili cümlesini kurup, tekrarlardı: 
" Ses kes... ses kes..."... 
ve devam ederdi benim her iç çekişime karşılık bir 
"ses kes"e... 
O nasıl mucizevi cümleydi Allahım... 
"burdayım"ı, 
"seni duyuyorum"u, 
"ağladığını görüyorum"u 
"sen güçlü bir kızsın"ı barındırırdı içinde... 
Bana öyle gelmezdi. 
 Öyleydi.
O kısacık cümle tüm bunları söylemeseydi 
ve onun sesinin tonunda gizlenmeseydi; 
şifa olur muydu kederime sihirliymişcesine.

Bu akşam... 
Babaannemi çok özledim. 
Kuvvetli, 
dik duran ve fakat yumuşak, sevgi dolu varlığını.
Dilinden eksik etmediği dualarını.
O tertemiz cennet kokan tülbentini 
kınalı uzun ve iki örgü yaptığı saçlarının üzerine atıverişini.
Okyanus mavisi sevecen bakan gözlerini.
Ve sesini en çok... 
Çok özledim... 
Bu akşam bana bir "ses kes..."desin istedim.

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder