Ne de yakışır geceye hüzün;
Sessizlikle elele verip nasıl da sarmalar kalbini sebepsiz...
En çok
gece yapılır kalbinle hesaplaşma;
En çok
yalnızlığının o vazgeçemediğin tadını gece hissedersin
de azıcık yoldan çıkıp
vazgeçmeye meyledersin...
Lâkin bilirsin ki gün aydınlığına kavuşunca
"yazmam daha aşk şiiri" nin şairine
yürekten bir selâm edersin...
Yeni gün,
yeni seni,
yepyeni serüvenlere hazır eder de
yepyeni serüvenlere hazır eder de
karışırsın zamanın devinimine.
Unutursun hüznü de vazgeçmeyi de...
Sonra
yine başka bir gece
karanlığıyla buyur eder seni sessizliğine
ki o sessizlik yılların seslerini içerir
ki o yıllar birike birike seni yapmışlardır böyle yekpare
ki sen aşktan dünyaya getirilmiş kadın
nasıl olsun da aşka yakın durmayasın!?...
Birinde doğup
birinde yaşadığın;
Birinde aşık olup
birinde aşk şiirlerinin hüznüyle tanıştığın
şehrinin iki kıtasının
birbirine bağlandığı,
gecede ışıldayan,
her geçişinde içini kıpırdatan,
her seferinde
denize ilk defa bakıyormuşcasına eşsizliğini hissettiğin
denize ilk defa bakıyormuşcasına eşsizliğini hissettiğin
Boğaz'ın Köprüsü gibi;
geceleri ve gündüzleri birbirine bağlaya ekleye,
böyle böyle ,
yaman çelişkiler silsilesiyle dolar ömür
yaman çelişkiler silsilesiyle dolar ömür
ki ömür dediğimiz bir varmışla bir yokmuş arasında
yani yalnızlıkla aşk arasında
yani uykudan önce masalları tadında olmuş hep
bir uyur bir uyanık...
Olsun.
Hüzün de iç kıpırdatan sevinç de
gece de güneş de
bitip bitip başlayan aşk da köprüler de
olsun
ki hem ışık var adında hem hayat;
daha ne bekliyordun?!...
Hiç yorum yok:
Yorum Gönder