27 Mart 2012 Salı

GECE VE HÜZÜN



Ne de yakışır geceye hüzün; 
Sessizlikle elele verip nasıl da sarmalar kalbini sebepsiz...
 En çok 
gece yapılır kalbinle hesaplaşma; 
En çok 
yalnızlığının o vazgeçemediğin tadını gece hissedersin 
de azıcık yoldan çıkıp 
vazgeçmeye meyledersin... 
Lâkin bilirsin ki gün aydınlığına kavuşunca 
"yazmam daha aşk şiiri" nin şairine 
yürekten bir selâm edersin... 

Yeni gün, 
yeni seni,
yepyeni serüvenlere hazır eder de 
karışırsın zamanın devinimine. 
Unutursun hüznü de vazgeçmeyi de... 

Sonra 
yine başka bir gece
karanlığıyla buyur eder seni sessizliğine
ki o sessizlik yılların seslerini içerir
ki o yıllar birike birike seni yapmışlardır böyle yekpare
ki sen aşktan dünyaya getirilmiş kadın
nasıl olsun da aşka yakın durmayasın!?...

Birinde doğup
birinde yaşadığın;
Birinde aşık olup 
birinde aşk şiirlerinin hüznüyle tanıştığın
şehrinin iki kıtasının 
birbirine bağlandığı,
gecede ışıldayan,
her geçişinde içini kıpırdatan,
her seferinde 
denize ilk defa bakıyormuşcasına eşsizliğini hissettiğin 
Boğaz'ın Köprüsü gibi;
geceleri ve gündüzleri birbirine bağlaya ekleye,  
böyle böyle ,
yaman çelişkiler silsilesiyle dolar ömür 
ki ömür dediğimiz bir varmışla bir yokmuş arasında 
yani yalnızlıkla aşk arasında 
yani uykudan önce masalları tadında olmuş hep
bir uyur bir uyanık... 
Olsun.
Hüzün de iç kıpırdatan sevinç de 
gece de güneş de 
bitip bitip başlayan aşk da köprüler de 
olsun
ki hem ışık var adında hem hayat; 
daha ne bekliyordun?!...





Hiç yorum yok:

Yorum Gönder