Bir Ağustos akşamüstüsü.
O nefis vakitlerden birindeyim;
güneşin batışı saatleri hani...
Şairler dizeleriyle geçiyorlar aklımdan,
böyle dünyaya başka bir boyuta geçmişcesine bakabildiğimde hep olduğu gibi:
"Yasalarına sıkı sıkıya bağlı güneş
Ufka doğru süzülüyor olsa da..."
Ufka doğru süzülüyor olsa da..."
diyor Afşar Timuçin
ne de tılsımlıdır sözcükleri şairlerimin...
Güneşin o günün son ışıkları, dev camlardan içeri doluyor geniş bir huzme halinde;
var olan son gücüyle aydınlatıyor havalimanının salonunu.
Bu dramatik ışıkla kendimi bir filmin karesindeymişim gibi hissediyorum;
yönetmen gerçek bir sanatçı, iyi iş çıkarıyor...
var olan son gücüyle aydınlatıyor havalimanının salonunu.
Bu dramatik ışıkla kendimi bir filmin karesindeymişim gibi hissediyorum;
yönetmen gerçek bir sanatçı, iyi iş çıkarıyor...
Arttıkça artıyor gücü ışığın, herkes susmamışsa da bana öyle geliyor;
fondaki müzik dolduruyor bir anda salonu bu sessizlikte,
akşam güneşi ve müzik,
görsel işitsel ruhsal duygusal tüm algılarıma konuşuyorlar,
sesleniyorlar, dokunuyorlar, sarmalıyorlar..
akşam güneşi ve müzik,
görsel işitsel ruhsal duygusal tüm algılarıma konuşuyorlar,
sesleniyorlar, dokunuyorlar, sarmalıyorlar..
Saniyeler sonra
20 sene önce Kadıköy'de bir yerde duymuş olduğum,
hemen sorup edindiğim,
uzun süre evde, atölyede, arabada dinlediğim şarkılardan biri olduğunu ayrımsıyorum çalanın.*
Yüksek Lisans öğrencisiydim o zamanlar.
Ömrün ne de serazat vakitleriydi onlar...
ve bir o kadar da ciddi...
O kadar hayalli, planlı, inançlı, istekli...
Önünde uzanan o upuzun yol;
henüz çekimi tamamlanmamış ve az biraz fragmanlarını gördüğün bir filmin kendisi gibiydi...
Esasen yönetmenin kendin olduğunu bilmediğin vakitlerdi onlar,
sen sadece oyuncu olduğunu düşünebilirdin
ve rolünü istediğin gibi yorumlamakta özgür olduğunu sadece az biraz hissedebilirdin...
Sonra yavaş yavaş sahneler ilerler ve
sen bilmeye başladıkça özgürlüğünü kaybederdin.
Nasıl da tutsak olmayı seçerdin;
20 sene önce Kadıköy'de bir yerde duymuş olduğum,
hemen sorup edindiğim,
uzun süre evde, atölyede, arabada dinlediğim şarkılardan biri olduğunu ayrımsıyorum çalanın.*
Yüksek Lisans öğrencisiydim o zamanlar.
Ömrün ne de serazat vakitleriydi onlar...
ve bir o kadar da ciddi...
O kadar hayalli, planlı, inançlı, istekli...
Önünde uzanan o upuzun yol;
henüz çekimi tamamlanmamış ve az biraz fragmanlarını gördüğün bir filmin kendisi gibiydi...
Esasen yönetmenin kendin olduğunu bilmediğin vakitlerdi onlar,
sen sadece oyuncu olduğunu düşünebilirdin
ve rolünü istediğin gibi yorumlamakta özgür olduğunu sadece az biraz hissedebilirdin...
Sonra yavaş yavaş sahneler ilerler ve
sen bilmeye başladıkça özgürlüğünü kaybederdin.
Nasıl da tutsak olmayı seçerdin;
Eşe, işe, bir sevişe...
Gözle görülmeyen prangalarla bağlanırdın gönüllüce;
şehrine, semtine, sokağına, evine, odana, yatağına...
Bu kalp tutsaklığını yaşarken
zamansız ve uzamsız o hayatın içinde
gülümsüyorsun öylece...
Güçlü olman gerektiğine inanıyorsun çünkü
ve hep ileriye bakıyorsun adımlarını atarken, anda yaşananları atlıyorsun
çünkü ulaşacağın yer o neresiyse artık durmaman gerek bu yolculukta sanıyorsun...
Filmin kareleri seni bir yürüyen merdivende görüntülüyor,
sen de yürüyorsun...
Üzerinde durursan dengeni kaybedersin; ancak böyle ayakta durabilirsin
diye biliyorsun,
herkes öyle biliyor nerden bildiğini bilmeden..
o merdivenin hızından daha az bir hızla yürümemelisin;
bu dile dökülmemiş gizli bir anlaşma..
başka türlüsü mümkün değil nefes almak için.
Sonra bir gün
durup soruyorsun kendine;
eşe işe sevişe vakfettiğin ömründe,
düş yoksa,
bu yolda nereye gittiğini sanıyorsun?...
Eğer şanslıysan farkediyorsun kendi hızını kendin belirleyebileceğini...
Bedeninin olduğu o akışta ruhun sade oyalanıyorsa kenarda
ve hatta bekliyorsa üzerine seni giyinmek için,
farkedersin
anlamsızlığını evrende kapladığın yerin...
Dokunursun sonra ona; gözgöze gelirsin hatta aynada.
Ve ani bir kararla çıkarsın o bildik yoldan kendi yolunda devam etmek için.
Düşlerinle beslediğin ruhunla
bazen hızlı, bazen yavaş, belki de durarak arada
ama özgürlüğünle en çok...
Özgür olmak gerek düşler için çünkü.
Azat etmek gerek ruhu tüm tutsaklıklardan.
En sınırsız, bitimsiz sevgilerden bile uzak kalmak;
seni kendinden caydırıyorlarsa eğer.
seni kendinden caydırıyorlarsa eğer.
Belki de en çok onlardan...
Bir kutsal amaca doğru daha yola çıkışım bu benim.
Kutsallığı bende saklı.
Ve ömrüm;
seni seviyorum.
Yaşadığım ve yaşamış olduğum ne varsa
kederlerimi de hatta...
ki onlar bu denli sarmalamasalardı beni
seçmeyebilirdim başkalarının hazırladığı yollarda yürümemeyi...
Sevdalarım kadim ve o en az o kadar baki
ve fakat
düşlerimden yaptığım yepyeni bir yola çıkıyorum şimdi...
22/Ağustos/2013
* http://www.youtube.com/watch?v=CxH7FlFfqEw&feature=share&list=PLD0F157AB46A3923B