1 Kasım 2014 Cumartesi

güz söyleyişleri I


Son günlerde
en çok hayatın biricikliği üzerine düşünüyorum;
tek olan hayatımız üzerine...

ve aldığımız kararlar,
dönemeçlerde seçtiğimiz yollar,
ara ara geçtiğimiz sokaklar,
değiştirilemeyen/değiştirilmiş olan
hayatlarımız üzerine...


bazen sadece düşünürsünüz işte...











ışık ışık olmak...







Yıllanmış güncelerim içinde;
çocuk, genç kız, sevgili, anne düşlerimi,
defterlerim arasında öylece kalmış iki satırlık kendime not kağıtlarını
ve kitaplarımın arasında unuttuğum bir fotoğrafı
selamlıyorum bu gece...

Her satırı,
her dönemime ait el yazımı seviyorum
ve farkediyorum ki
meselâ birkaç yıl önce olsa tıpkı şu on sekizimde yazdığım şiirde olduğu gibi "gözyaşlarım her şeye boş verip süzülürdü sessizce..."
Oysa şimdi;
alacakaranlık değil ömrümün geçmiş zaman dehlizleri.
Öyle net, öyle berrak ve öyle sevecen ki kalbim.
Olanı biteni affettim.






8 Ağustos 2014 Cuma

CANIMIN İÇİ KARDEŞİM için...





Sayısınca dünyalar kadar sevdayı
 evlat sevgisi gibi kalbinde taşımak; 
kardeş sahibi olmak... 
Her birinin küçücük hallerine dair görüntüleri, 
büyürken yaşanılan güzelim hatıraları 
belleğinin en nadide köşesinde taşımak; abla olmak... 
Büyümek onlarla sonra, artmak, çoğalmak.
Hiç unutulmayacak çocuk söylemelerinin lezzetini 
anda olduğu gibi neşeyle anımsamak.
Adının en keyifli ve yaratıcı versiyonlarını duymak.

Çok çocuklu bir annenin kalbinin içinde sayılarınca kalp taşıyışı gibi 
sevgini yaşamak, hissetmek, sunmak. 
Kız kardeşlerinin varlığının o büyülü eşsizliğini; 
yaşadığın acıdan mutluluğa ne varsa iki uçta ve bu skalada paylaşıp, 
yüreklerinde sakinlemek ya da coşmak... 
Ve hep güvenle bilmek; 
seni senden çok düşündüklerini; 
hep şefkatle hissetmek; 
kendinden daha çok onların derdini, sevincini... 
Erkek kardeşlerinin hem hiç büyümeyen, sokakta top oynayıp acıkıp eve koşan yaramazlarmış gibi kalmaları gözünde, 
hem de hayat yorduğunda güvenli limanların oldukları duygusunu 
aynı anda taşımak içinde... 
Ve hep güvenle bilmek; 
seni senden çok düşündüklerini; 
hep şefkatle hissetmek; 
kendinden daha çok onların derdini, sevincini...

Her birinin doğum günü, 
kendi doğduğun günmüş gibi olmak mesela kardeş sahibi olmak. 
Ve bugün yine o güzelim günlerden bir gün... 
Bir tanesinin,
tıpkı ilk çocuk sahibi olmak gibi olanının, 
Ağustos'un 9'unu doğmakla anlamlı kılanın... 

İlk kardeş sahibi olmak da şöyle bir şey gibi:
Onunla hayatı karşılamak gibi... 
Mesela bebekken emziği düştüğünde sen de minik olsan da telaşlanmak gibi... Ağladığında ne yapacağını bilememek, 
güldüğünde içinde güller açmak gibi... 
Birlikte büyümek, birlikte öğrenmek gibi... 
Harfleri birbirine katmayı, 
heceleri birbirine çatmayı, 
ilk okumayı, ilk yazmayı, ilk arkadaş edinmeyi, sevdiğinin sevdiğini sevmeyi, 
ilk aşklara yelken açmayı, 
birlikte ilk gençlik sancıları taşımayı, 
bir örnek giyinmenin eğlencesini, bir söyleyip bin gülmeyi... 
daha neleri neleri yaşamak gibi... 
ve yuvadan uçuşunu da görmek mutluluk gözyaşlarıyla, 
bir kardeş daha gelmesi böylece aileye eş durumuyla... 
Yeğen sahibi olmak sonra, 
yeni ve eşsiz sevdalar katmak sayesinde hayatına yine evlat sevgisine denk...

İlk gözağrım, 
ilk bebeğim, 
ilk kardeşim, 
ilk dostum, 
sırdaşım, arkadaşım, 
hayatımın vazgeçilmez sevdası, 
güzeller güzelim, 
kalbinde taşıdığı her sevginin hakkını verenim, 
kocaman yürekli kızım, 
kendimi bildim bileli yanımda olanım, 
kendimi bildim bileli bildiğim, 
şu hayatta farkında olarak ilk sevdiğim, 
yoldaşım, ay ışığım!...  
Ben seni nasıl anlatayım bir bilsem Nuray’ım…
”Seni anlatabilmek seni, İyi çocuklara...” diyor ya şair 
”Seni bağırabilmek seni, Dipsiz kuyulara, Akan yıldıza…" 
İşte böyle bir şeydir benim sana sevdam da… 
Nerden başlasam nasıl anlatsam ki seni; 
peaceli kolyelerini mi, sırt çantalarını mı, patenlerini mi, gitarını mı 
seksenli yıllarda olağan olmayan bu denli? 
Kafana göre takılışlarını mı, 
radyo programlarını mı, engin müzik kültürünü mü, 
kural tanımaz özgürlükçü tavrını mı? 
Hem abla olmanın zorluklarını yaşayıp, 
hem de hayranlık duyduğum hallerini mi ilk gençliğimizde? 
Sonra aşkı bulmakta ve korumakta ustalığını mı, 
anneliğini mi; aklınla kalbinle ruhunla bilginle yaşayıp yaşattığın
o güzelim kalbini mi içinde derin sevgiler yeşerttiğin, 
dostlarının gönlünde çiçekler açtırdığın...

Onları sonra anlatırım zira 9 Ağustos oldu bile ilk çocuğum, bal kızım.
Kutlu olsun yeni yaşın!
Hayatının üç erkeğiyle, sevdiğin herkesle 
sağlıkla, huzurla, mutla ve aşkla dolu nice nice senelerin olsun Nuray'ım...

Arda Paşa’mın hayatımıza kattığı o şahane deyimiyle; 
Seni o kadar çok seviyorum ki söyleyemem!...


Bu yazım kardeşim Nuray Uçar Hoşlar'a hediyemdir...








30 Temmuz 2014 Çarşamba

DOSTÇUĞUM için...









Biz bir sevdik mi; kendimizden cayarız da 
birbirimizi candan ötede bırakmayız.
Bir sevindik mi hücrelerimizle coşarız da 
küçük bir mut parçasını dahi ıskalamayız
Böyle böyle; 
yollar, yolculuklar, dostlar, dostluklar biriktirip gönlümüzün denizinde
Yılları bir durdurup, bir koşarak devirdik; 
ruhumuzda genç bir aşkla dünyayı kucakladık...
Düş bahçelerimiz oldu sığınak; 
ağaçlarına salıncaklar kurup, dallarına fenerler astık,
Yabancı rüzgarlardan kaçtık da 
kendi bahçemizin gölgesinde ışığında konakladık...
Parklarda mı oturmadık bir onulmaz acıyı bölüşüp gözümüzün yaşıyla; 
Yollarda mı yürümedik kalbimiz avucumuzda; gözlerimiz uzaklarda...
Biz bir bildik mi, dostun gözünün dilinden biliriz 
olanı biteni kalanı gideni kalbinde; 
O dost ki pembe beyaz güller açar sesinin tınısında 
didaktik söylemlerinde bile... 
Biz bulduk mu kitaplarda buluruz birbirimizi, 
şiirlerle sarıp sarmalarız kederimizi...
Okumalarla yetinmeyiz de, 
benliğimizde taşırız Mevlâna'yı, Tebrizli Şems'i...
En sırlı aynaları tutup birbirimize 
çoğala çoğala yürürüz Kaf Dağı'na giden vadilerde...
Bir flanör düşüncenin peşinde oluruz kimi zaman, 
bilinmedik adresler elimizde...
Habersiz bırakmayız hiç dostun halinden,  
gün akşama dönmeden daha ulaşır bir ses,bir cümle...
Bir düştük mü korkmayız hiç 
dostun eli sımsıkı tutar da, bin kalkarız ayağa her seferinde...
Ve dünya döndükçe 
ömrümüz yettikçe; 
dostçuğum diyecek dilimiz o en son güne dek biliriz
Aramaktan yılmadan o en güzeli her neredeyse; 
barışın ve aşkın izini süreceğiz.... 




Bu şiirim Canım Dostçuğum Gül Hürel'e hediyemdir...


5 Temmuz 2014 Cumartesi

Temmuz'a Güzelleme...





Temmuz geleli beş gün olmuş, fark etmemişim. 


Haziran'da kaldığından değil kalbim, düşüncenin yollarında olduğumdan yine pek kararlı pek hızlı adımlı pek telaşlı.

 Kalbimden bakmaları da ihmal etmiyorum hayata; 
zorluklarına rağmen bilsin ki kalbimde sevgiye yer açmışlığım tükenmeyecektir.

Yeniye dönmek yüzünü, 
yıkıntılardan aldığın yaraların iyileştiğini görmek 
ve şöyle bir geçmek karşısına hayatın 
ve gözünün içine içine bakmak; 
bu yolculuğa çıkarken en çok bavuluma doldurduklarım bunlar. 

 Egolarından arınma savaşının bir başka cephesinde olmak  
ve ruhuna yayılan ışıkla 
bu vadiyi de aşabileceğine inanmak.
İnanmak her şeydir.

İnsanlara dair o hiç tükenmeyen umudunun aşınmış kısımlarını parlatmak, 
ilk günkü gibi yapmak.

Ve yepyeni olmak düpedüz... 

İyidir.



4 Mayıs 2014 Pazar

saklanırım... bul diye beni...



Dokuz on yaşlarımdaydım.
Mahallede bir çocuk vardı; benden bir iki yaş büyük.
Konuşmazdık hiç, lâkin birbirimizin farkındaydık.
Utangaç,
sessiz, sözsüz,
hissetmeleri gözlerinde
çocuklardık bizler... 


 Bir yaz akşamıydı.

Biraz daha dışarda kalma izni almıştık nasıl olmuşsa;

saklambaç oynuyorduk

ve nasıl olmuşsa o da oyundaydı...


Herkesi bulma sırası ona gelmiş,

ben de apartmanın içine saklanmıştım.

O kapının dışındaydı

uzaklaştığını sanıp usulca çıktım
karşı karşıya kaldık
bir kaç saniye öyle durduk
ve işte tam o anda üzerinden bin yıl geçtiğinde bile, nerede saklambaç oynayan çocuklar görsem aklıma gelecek ve her gelişinde de gülümsetecek bir cümle kurdu:

"buyrun siz sobeleyin...":)



1 Mayıs 2014 Perşembe

İZdüşüm

yürüdüğün yollarda izler bırakırsın.
farkında bile olmadan, zira yolda olmanın sonucudur bu.
yollarda kimi yol arkadaşların olur;
yolun bir kısmını seninle yürüyüp sonra kendi yollarına devam ederler bazıları
ya da sen de kendi yoluna yürüyebilirsin.
ama her yürümek gitmek olmaz...

bir de yürüdüğün yolların sende bıraktığı izler var.
farkındasındır onların, zira bir nişan gibi saklarsın yolun geri kalanında.
yolları hiç yürümemiş gibi olup, hayatına devam edenler vardır bir de.
tam da gitmektir bu,
hani ardına bile bakmadan.
hiç yaşamamış gibi olup geçtiğin yolları
 yepyeni yolların cezbesini yan yana bırakılan izlere yeğlemek meselâ.
gitmektir bu büsbütün.
yeni izler arzular bazen insan, mümkündür...


 yabancılaşır kendiliğini oluşturan izlerine.

hatta öyle ki bazen kendini inkar etmek kadardır belki de alıp başını gitmek...
zira ne geride bıraktığın izleri silebilirsin yollardan,

sokaklardan,

evlerden,

odalardan,

kapılardan,

duvarlardan.
ne de senin izlerin silinebilir zamandan...

her türlü iz acıtır gideni de kalanı da eğer bir kalbe sahipse...
sahip değilse de bir gün karşısına çıkar hiç beklemediği bir yerde
bir yolun ortasında
ya da bir köşe başında
tabii eğer şanslıysa.
zira izsiz göçüp gitmek de var bu dünyadan...

severim ben her türlü izi...
saklarım bir biçimde;
gözle görülemeyecek hale gelse de dokunurum, varlığını hissederim,
bu izlerde gizildir tüm bildiklerim...
işte "ben bu yüzden hiç kimseden gidemem, gitmem.
unutamam acı tatlı ne varsa hazinemdir..."